HUKUKİ DANIŞMANLIK VE AVUKATLIK HİZMETLERİ

Yurtdışı borçlanma / Aylık alırken sigortalı çalışma

  • T.C. YARGITAY
  • 10.Hukuk Dairesi
  • Esas:  2011/10760
  • Karar: 2012/21853
  • Karar Tarihi: 14.11.2012

İDARİ İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİ – SİGORTALI OLARAK ÇALIŞMA OLGUSUNUN AYLIĞIN KESİLMESİNİ GEREKTİRİR BİR NEDEN OLARAK ÖNGÖRÜLMEDİĞİ – EKSİK İNCELEME VE YANILGILI DEĞERLENDİRME – HÜKMÜN BOZULMASI GEREKTİĞİ

ÖZET: Türkiye’de sigortalı olarak çalışma olgusunun, 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesini gerektirir bir neden olarak öngörülmediği de belirgindir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, 3201 sayılı Kanunun geçici ilgili maddesi dikkate alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

(3201 S. K. m. 6, 7)

Dava, yaşlılık aylığının kesilmesi ve yersiz ödendiği ileri sürülen aylıklar nedeniyle borç tahakkuku yönündeki davalı SGK Başkanlığı işleminin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi T. Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

2008 yılının Nisan ayında davalı Kuruma yönelttiği borçlanma başvurusu üzerine Almanya’da geçirdiği süre 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre sosyal güvenliği bakımından değerlendirilerek tahakkuk ettirilen bedeli 05.08.2008 günü ödeyen davacı sigortalıya, 07.10.2008 tarihli tahsis istemine dayanılarak 01.11.2008 gününden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, sonrasında, davacının yurt içinde çalışmasının bulunduğunu saptayan Kurum tarafından 2010 yılının Mart ayında, başlangıç günü itibarıyla aylığın iptal edilerek 01.11.2008 – 2010/Mart döneminde yersiz ödenen tutarlar yönünden borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır.

Davanın yasal dayanağı olan 3201 sayılı Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanunun <Aylık tahsisi ve aylığın başlama tarihi> başlığını taşıyan 6. maddesinin (B) bendinde yer alan, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan tekrar yurt dışında çalışmaya başlayanların, çalışmaya başladıkları tarihi izleyen ay başından itibaren aylıklarının kesileceği yönündeki hüküm, 08.05.2008 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79. maddesiyle değiştirilerek, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlardan tekrar yurt dışında yabancı ülke mevzuatına tabi çalışanlar, ikamete dayalı bir sosyal sigorta ya da sosyal yardım ödeneği alanlar ile Türkiye’de sigortalı çalışmaya başlayanların aylıklarının, yeniden çalışmaya başladıkları veya ikamete dayalı bir ödenek almaya başladıkları tarihten itibaren kesileceği, 5510 sayılı Kanunun sosyal güvenlik destek primi hakkındaki hükümlerinin, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak suretiyle aylık bağlananlar için uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Sonrasında ise anılan düzenleme, 19.06.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5997 sayılı Kanunun 15. maddesiyle bu kez kısmen değiştirilerek, 3201 sayılı Kanun hükümlerinden faydalanarak kendisine aylık bağlananlardan Türkiye’de sigortalı olarak çalışmaya başlayanlar hakkında 5510 sayılı Kanunun sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışılmasına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı benimsenmiştir.

Diğer taraftan, 08.05.2008 günü yürürlüğe giren 5754 sayılı Kanunun 79. maddesiyle 3201 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddenin ilk fıkrasında ise, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hizmet borçlanması isteminde bulunanlardan; borç tahakkuku yapılmış olanların, borç tahakkuku ile ilgili işlemleri devam edenlerin, tahakkuk ettirilen borçlarını ödeyenlerin ve borçlandıkları yurt dışı hizmetleri dikkate alınarak aylık bağlanmış olanların kazanılmış haklarının saklı olduğu belirtilmiştir.

Kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm bulunmamakta ise de, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. A. Şeref Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh: 73; YHGK 13.10.2004 T. 2004/10-528 E., 2004/533 K.). Şu durumda, 3201 sayılı Kanunun 6. maddesinin (B) bendinde 5997 sayılı Kanunun 15. maddesiyle gerçekleştirilen değişikliğin, geçici 7. madde saklı kalmak kaydıyla, değişikliğin yürürlüğü öncesinde de uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi, bu değişik hükmün, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki durum ve uyuşmazlıklarda uygulanmasını gerektirir, yukarıda sıralanan istisnai durumların söz konusu olmadığı da açıktır.

Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; 3201 sayılı Kanunun, taraflar arasındaki uyuşmazlığın söz konusu olduğu 01.11.2008 – 2010/Mart döneminde yürürlükte bulunmayan, anılan Kanun hükümlerinden faydalanmak suretiyle kendisine yaşlılık aylığı bağlananların 5510 sayılı Kanunun sosyal güvenlik destek primi hakkındaki hükümlerine tabi olarak çalışmasına olanak tanıyan 6. maddesinin (B) bendinin davacı hakkında uygulanamayacağı yönündeki mahkeme görüş ve yaklaşımı yerinde ise de, yurt dışı hizmet borçlanmasına ilişkin başvuru tarihi dikkate alındığında, davacının, sözü edilen geçici 7. madde hükmünden yararlanması gerektiği ve bu anlamda kazanılmış hakkının varlığı, dolayısıyla, hakkında 5754 sayılı Kanun değişikliği öncesine ilişkin hükmün uygulanması gerektiği, buna göre, Türkiye’de sigortalı olarak çalışma olgusunun, 3201 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanan aylığın kesilmesini gerektirir bir neden olarak öngörülmediği de belirgindir.

Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, 3201 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi dikkate alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 14.11.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı